فراموش کردم
اعضای انجمن(413) صفحه اصلی انجمن
جستجوی انجمن
سید احسان شکرخدا (seyedehsan )    

شیخ صفی الدین اردبیلینین قارامجموعهسی و احمد کسروینین آذری موضوعلو نظریهسینین لغوی

منبع : www.duzgun.ir
درج شده در تاریخ ۹۲/۰۷/۱۱ ساعت 13:24 بازدید کل: 169 بازدید امروز: 97
 

چهارشنبه 10 مهر تاریخینده ساعت 9 دا حرمتلی اوستاد دکتر حسین محمدزاده صدیق، استانبول یونیورسیته نین امیر علیشیر نوایی آدلی سالونوندا سکگیزینجی بین الخلق توکولوگیا کنگره‌سینده «شیخ صفی الدین اردبیلی‌نین قارا مجموعه‌سی و احمد کسروی‌نین آذری موضوعلو نظریه‌سینین لغوی» آدلی مقاله‌سی ایله چیخیش ائتمیشدیر. دکتر ح. م. صدیق مقاله‌سی آشاغیدا وئریلیبدیر:

ŞEYH  SAFYÜDDN  ERDEBLNN  KARA  MECMUAS
(Birinci Bölüm)

Özet

Şeyh Safiyüddin shak Erdebili (d. 1252 – ö. 1334 , Erdebil) bir Türk sülalesi olan şii düşünceli safevi devletinin kurucusu ve Azerbaycan edebiyat tarihinde de önemli ve etkili rolü olan Şah smayılın ulu babasıdır.
Güney Azerbaycan ile sınırdaş olan Giln vilayetinin Lhican şehrinde ikamet eden Şeyh Zhid Gilninin (1216 – 1301) müridi olmuştur. Ona, Pîr-e Türk lakabı veren Şeyh Zhid, onu kızı Bibi Fatimayı  ile evlendirmiş ve kendisine damat yapmıştır. 17 Yıl Şeyh Zhid yanında ve onun kızı ile yaşayan Safiyüddin, doğulduğ yer Erdebile döndükten sonra, Kalhoran köyünden bir Türk hatunu ile evlenmiş, ondan Sadrüddin Musa isimli oğul sahibi olmuştur. Onun oğlu Hoca Alaaddin Ali, onun oğlu Şeyh brhim, onun oğlu Şeyh Cüneyd, onun oğlu Şeyh Haydar ve onun oğlu da Şah smayıldır.
Safiyüddin, Şeyh Zhid civarında ve onun kızı ile yaşarken, Gilekce yarımdilini de oğrenmiştır. Tezkirelerde ondan hemin yarımdilde yazdığı 17 beyit şiiri kaydedilmiştir. Şiirde Safi mahlası kullanan Şeyh Safiyüddin Erdebili zamanının önde gelen sufilerinden olmuş ve zaman ötdükçe kurduğu safaviye tarikatının sayğınlığı oldukça artmıştır, Erdebildeki tekyesi oldukça önem ve ün kazanmıştır ve etrafına binlerce mürid toplanmıştır.
Şeyh Safiyüddinin Türkçe, Gilekçe ve Farsça şiirlerinin çok azı elimize ulaşmıştır. Onun kürtçeyle benzerlikler gösteren bir şiir dili kullandığı bir kaç beytinin mevcut olması ğayrı muhtamal iddiasında olanlar da olmuşlar. Hatta Gilekçe 17 beyit şiirinin Tatça veya Kesrevinin uydurduğu Farsça kökenli Azerice adlandıranlar da yersiz çabalar göstermişlerdir.
Şeyh Safiyüddinin en büyük eseri Kara Mecmua adlı kutsal bir kitapmış. Latifül Hayal tezkiresi sahibi Muhammad bn-i Muhammad Drbi Şirazi “Safavi sultanları işbu eseri kutsal sayır ve kendi kitap hazinelerinde Saklı tutarmışlardır” diyor.
Tahranda slami Şura Meclis kültüphanesinde teknusha elyazması olan “Tezkire-yi Ğaribi” eserinde Kara Mecmua Şeyh Safiyüddin takriri ve Şeyh Sadreddin tahriri adlanmıştır. 15- ci yüzyılda ranı gezen Şarden diyor:”Safevi şahları safere çıkınca Kara Mecmuayı açır, öyütlerini okurmuşlardır.”
Minoreskinin Siyer-üs Safiyye adlandırdığı kitap ise çok ihtimal ki şu Kara Mecmua olmalıdır.
Bence Elbuyuruk, Kılavuz-us Safi, Tezkire-yi Şeyh Safi, Kelimt-i Şeyh Safi, Menakib-i Şeyh Safi, Siyer-üs Safi, Risaletü Şeyh Safiyüddin vs. Adlar ile tanınan kitaplar, Kara Mecmuanın bölümleri olsun gerek.
Herhalda, Kara Mecmua Şeyh Safiyüddinin oğlu Şeyh Sadraddin ve müridleri tarafından toplanan onun kısa sözleri, öyütleri, şiirleri vs. – ni ihtiva etmektedir.
Türk tarikat edebiyatında, Farsça ve Arapçada olduğu gibi, insanların tarikat liderlerinin düşüncelerini iyi anlaya bilmeleri için onların tutum, davranış ve sözlerini mensupları “menakıp” veya başka adlar ile yazıyorlarmış.
Orneğin Farsçada Abu Said Abulhayr için onun torunu Cemleddin Abu Ruh Lutfullah bn-i Abusaidin yazdığı “Hlt ve Kelemt-i Abu Said” dışında Muhammad bn-i Münevver “Esrar-it Tevhid” adlı menakıp kitabı yazmıştır.
Türkçemizde tarikat edebiyatı havzasında genellikle “Sözlü Kültür” yaşaması ile beraber geniş ve zengin “yazılı kültür”de yaşanmıştır. Yasevilik, Nakşbendilik, Kadirilik, Safevilik, Bektaşilik ve Alevilik gibi bütün Sufi oluşumların sözlü kültür yanında önemli yazılı kültürleri vardır. Kara Mecmua Safavi tarikatının yazılı kültürü havzasına girmektetir.
Kara Mecmua kaybolmuş ve tam metni elimize ulaşmamıştır. Bu söz doğru, fakat elimizde olan Şeyh Safiyüddine ait risaleler, onun menakip ve öyütlerini ihtiva eden kitaplar bu önemli eserin kalıntıları olabilir bence.
 
Anahtar Kelimeler: Şeyh Safiyüddin Erdebili, Kara Mecmua, Azeri Dili, Ahmed Kesrevi, Şeyh Sadrüddin.
 

Abstract

Sheikh Safiy-Od Din Isaac Ardabili (1334-1252), the ancestor of Shah Ismail Hatai, was the founder of the Shiite and Turkish origin dynasty. He was the follower of Sheikh Zhid Gilni (1301-1216), who lived in Gilln one of the neighboring cities of South Azerbaijan.
Sheikh Zhid had called him “Pir-e Turk”. Sheikh Safi married Sheikh Zhid’s daughter, Fatima. Sheikh Safi moved to Ardabil after living with Fatima for 17 years. His second marriage was to a Turkish origin lady from Kalkhoran village. They had a son called Sadr-ad Din Mussa (1334-1391).
Learned some Gilaki languages during the years that he lived in Lahijan. There are 17 verses Gilaki poetries in some books which are believed to be composed by him. He is the founder of the Sufi path, “Safavviya”.  Little has remained from Sheikh Safi’s Turkish, Gilaki and Persian poetries. Some has linked his 17 Gilaki poetries to the so-called and false ancient Azeri language.
Qara Macmua, a Turkish book, is Sheikh Safi’s greatest book which is described by Qaribi Mantasha Oghlu, Muhammed Darabi Shirazi and Sharden. There are studies done by Minorsky, Mirza Abasali, Muhamad Ali Tarbiyat and Ovn-ul Lhi on Qara Majmua.
In my opinion, the manuscripts known as “Buyruq”, “Qilavuz-us Safi”, “Tezkrey-i Sheikh Safi”, “Minkib”, “Seyar-üs Safi”, and other such manuscripts belong to Sheikh Safi, and are parts of Qara Macmua which haven’t been published and are collected by Sheikh Safi’s followers.
The book that I published in 2001, is an analogy to the original work which contains poems, proverbs, stories, advices, sermons, axioms and Sheikh Safi’s Minkib which are all quoted by Seyyed Sadr-od Din, Sheikh Safi’s son. Qara Majmua is similar to other Sufi’s books such as Asrar-ul Tavhid which are composed by followers of a Sheikh.
 
Keywords: Sheikh Safy-od Din Ardabili, Seyyed Sadr-od Din Mussa, Qara Majmua, Azeri Language, Ahmad kasravi.
 

Giriş

Türk Dili Azerbaycanda yerli dil olarak, bilinmeyen bir zamandan beri yaşamaktadır ve her zaman ehalinin umumi ve yayğın konuşma ve yazma dili olmuştur. Türkçeni Azerbaycana gelme sayma ve yerli ehalinin Fars kökenli Azeri adlı dil ile konuşmaları teorisin öne süren Ahmed Kesrevi, bu farziyeni Şeyh Safiyüddin Erdebiliye mensup edilen 17 beyit Gilekçe yarımdilde söylenen şiirleri esasında kurmuştur ve bu şiirleri şu Azerinin Kalıntıları saymıştır. şbu hareket bir siyasi hareket mahiyeti taşımasına rağmen, bazi bilim merkezlerindede Kabul edilmiştir. Pîr-e Türk lakabı ile tanınan Şeyh Safiyüddin Erdebilinin Kara Mecmua adlı Türkçe eseri vardır. Bu eser kaybolmuşsa da, onun öğütleri ve şiirleri toplusunu aynı adla adlandırarak neşretmiş bulunuyoruz ve bu hareketle işbu teorinin iptalına çalışıyoruz.

Şeyh Safi Kimdir?

Sultan Şeyh Safiyüddin, Abulfeth shak bn-i Aminüddin Cebril Kalhoranlı Erdebili (d. 1252 – ö. 1334 , Erdebil) (Hicri 650 – 735) bir Türk sülalesi olan şii düşünceli safevi devletinin kurucusu ve Azerbaycan Edebiyatı tarihinde de önemli rolü olan Şah smayılın ulu babasıdır.
Güney Azerbaycan ile sınırdaş olan Giln vilayetinin Lhican şehrinde ikamet eden Şeyh Zhid Gilninin (1216 – 1301) müridi olmuştur. Ona, Pîr-e Türk lakabı veren Şeyh Zhid, onu kızı Bibi Fatima  ile evlendirmiş ve kendisine damat yapmıştır. 17 Yıl Şeyh Zhid yanında ve onun kızı ile yaşayan Safiyüddin, doğulduğ yer Erdebile döndükten sonra, Kalhoran köyünden bir Türk hatunu ile evlenmiş, ondan Sadrüddin Musa (1334 – 1391/703- 794) isimli oğul sahibi olmuştur. Onun oğlu Hoca Alaaddin Ali (1391- 1429), onun oğlu Şeyh brahim (1429- 1447), onun oğlu Şeyh Cüneyd (1447- 1460), onun oğlu Şeyh Haydar (1460- 1488) ve onun oğlu da Şah smayıldır.
Safiyüddin, Şeyh Zhid civarında ve onun kızı ile yaşarken, Gilekce yarımdilini de oğrenmiştır. Tezkirelerde ondan hemin yarımdilde yazdığı 17 beyit şiiri kaydedilmiştir. Şiirde Safi mahlası kullanan Şeyh Safiyüddin Erdebili zamanının önde gelen sufilerinden olmuş ve zaman ötdükçe kurduğu Safaviye tarikatının sayğınlığı oldukça artmıştır, Erdebildeki tekyesi oldukça önem ve ün kazanmıştır ve etrafına binlerce mürid toplanmıştır.

Ataları ve Soyu

Şeyh Safiyüddin Erdebilinin babası Şeyh Aminüddin Cebril, Erdebilin yakınlığında yerleşen Kalhoran köylüsü ve Koca Kemleddin Arabşah Erdebilinin müridi, Barık köyünde yaşayan Pire Türk lakabı ile tanınan Cemleddin Baruğunun kızı Dövlet Hatun ile evli sayılır.[1]
Yayımladığımız Kara Mecmuanın bir kaç bölümlerinde safevilerin soylarına dair bilgiler de vardır. Örneğın Şah Abbas döneminde kaleme alınmış Menkıb–ül Esrr ve Behcet-ül  Ebrr eserinde yazar şu silsileyi vermektedir:
"Sultn Şah Abbs bn-i Sultn Şah Tahmas bn-i Seyyid Şah smail bn-i Seyyit Şah Cüneyt bn-i  Seyyid Şah Haydar bn-i  Seyyid Şah brahim bn-i  Seyyid Şah shak ya’ni Şeyh Salih bn-i Seyyid Şeyh Ayvaz bn-i Seyyid Şeyh Pir dir. Şah bn-i Seyyid Şah Şeyh Fahruddin bn-i Seyyid Şeyh Hüseyin bn-i  Seyyid Şeyh Ebu’l- Kasım bn-i  Seyyid Şeyh Hasen bn-i Seyyid Şeyh Davud bn-i  Seyyid mam Musa Kazım mam Ca’fer bn-i  mam Muhammed Bakır bn-i mam Zeynelbidın bn-i mam Hüseyin bn-i  mam Aliy-ül Mürtaza salavatullhi Tal a’leyhim ecmain."[2]
Şu rivayetler ara sıra değişik hallerde çeşitli nushalarda bulunursa da, bilim dünyasınca, Şeyh Safinin Firuz Şah soyundan geldiği kanıtlanmıştır. Altın Sırmalı başlık veya kızıl börk anlamına gelen Zerrin Külh lakabı Firuz Şah hakkında, Walter Hinz, E. G. Browne’yi kaynak alarak şu bilgiyi veriyor:
" Firuz Şah adında birisi 1174 yılında sırma takke ile Güney Arabistandan Azerbaycana göç etmişimiş."[3]
Tarihçi Müneccimbaşının Sahyif- ül Ahbr adlı eserinde ise şu bilgiler bulunur:
 "Bunlardan, önce Erdebile gelen Zerrin Külah Firuz Şah olup, bir bid ve zhid ve göşenişin bir dem idi. Rengin adlı yerde ölmüştür. Daha sonra oğlu Avaz-ül Havs Rengin’den ayrıldı ve Erdebil köylerinden Esfercan köyünde yerleşti, burada ölünce, yerine oğlu Muhammed geçti ... Bu da ölünce Kalhoran ahalisi oğlu Salahaddin’e itikat ettiler, bunun da yerine oğlu Kutbeddin geçti, buralara saldıran Gürcüler, Kutbeddin’i yaralayarak öldürdüler diye bıraktılar, sonra yarası tımar edilerek iyileşti. Daha sonra oğlu Emineddin birmüddet oturudular, hepsinin kabirleri Kalhoran köyündedir." [4]
Ziya Şakir’e gelince, Firuz Şah hakkında kaynağını belirtmeden diyor:
 "Hicretin altıncı asrında Rengin’de Firuz isminde birisi yaşamakta idi. Bu zatın felsefeye büyük merakı vardı. Zamanını tasavvufla geçirirdi. Hz. Muhammedin dördüncü torunu mam-ı Cfer-i Sadıkın tesis etmiş olduğu Şia mezhebine inanır ve bu mezhebin kökleşmesine çalışırdı. Firuz Şah, müslümanlar arasındaki tefrikalara ve Şii- Sünni adıyla ortaya yayılan yetmişten ziyade fırkaya üzülür, bütün müslümanların temiz, saf bir akideye sdik olmaları için uğraşırdı. Firuz’a pek çok kimseler inanırdı. Ona müritleri tarafından manevi bir ünvan olarak Şah lakabı verilmişti. Bazan kırmızı külah giydiği görülürdü. Bu sebeple de Firuz Şah Zerrin Külah denilirdi. Firuz altıncı asri hicride, Rengin kasabasında vefat etti. Oğlu Avaz-ulhavs, babasını çok sevdiği için onun öldüğü Rengin’de oturmaya tahammül edemedi. Erdebile dört saat mesafede bulunan sfercan köyüne gelerek yerleşti." [5]
Firuz Şah’ın kim olduğu ile ilgili bilim dünyasına etki bırakan A. Kesrevi onun mensubiyetini gösteren Sancari sözünü yanlış okuyarak veya tahrif ederek Sencbi gibi almış ve onu kürd besab etmişdir. Onun Faruk Sümer[6] gibi araştırmacıyı da aldatan teorisi ile ilgili, Safeviler tarihi konusu ile araştırmaları ile tanınan M. Abbaslı Şeyh Safinin soy kötüğünü şöyle açıklamaktadır:
" Safvet-üs safnın başlarında  Şeyh Safinin atalarından söz edilirken, Kızılbörk (=Zerrin Kulh) Firuzla Sencer vilayeti tarafından Azerbaycana göç etmiş Şeyh-i Erbbütarik brahim Edhem evladından bir hükümdar arasındaki yakın ilgiye değinilir. Sözde Muğan ve Aran ele geçirildikten sonra Erdebil vilayetinin yönetimi Kızıl Börk Firuza bırakılır . . . Büyük ihtimalle Safvet-üs safda atalarının Sencan tarafından geldiği rivayet edilen Şeyh Zhid ile daha da sıkı yakınlığını belirtmek için, Şeyh Safinin ulu atalarından olan Firuz Şah Zerrin Külhın adı, "El- Kürdı El- Secanı" olarak yazılmıştır ... Burada şu karışık durumu da belirtmek gerekir ki, A. Kesrevinin dayandığı Safvetusaf daki El-Sencanı adı da onun izah ettiği gibi El-Sencarınin, daha doğrusu Diyarbakır vilayetinden olan Sencarın yanlış ve değiştirilmiş bir şekli değildir. Açıkça görülür ki, A. Kesrevinin dayandığı Safvetus- safnin El-Sencar sözünü El-Sencan olarak düzeltmeye kalkışması, Safevilerin atalarını Kürdistan taraflarından gelme sayması tamamiyle yanlıştır ve araştırıcıları şaşırtacak bir tahrifattan başka bir şey değildir ... Böylece Safeviler neslinin, Şah smailin atalarının gerçek yaşamından, siyasi ve fikri etkilerle meydana getirilen suni perdeler kaldırıldıktan sonra açıkça anlaşılır ki, bunlar uzun yıllar Erdebil ve yakın kentlerinde yaşamış köklü Azerbaycanlılardır. Asıl Azeri- Türk ailelerinden biridir." [7]
Göründüğü gibi Şeyh Safinin ataları ile ilgili çelişkili veya karanlıkta kalmış bir nokta bulunmamaktadır. Fakat Kesreviden bu tarafa araştırmacıların tartıştıklar mesele, onun kavmi mensubiyet ve mezhebi olmaktadır.

Yaşamı

Safiyüddin, Şeyh Aminüddin Cebrilin beşinci evladı sayılmaktadır. Dövlet Hatun, Aminüddin Cebril için Muhammad, Raşidüddin, smil, Safiyüddin, Yakub ve Fahrüddin adlı beş erkek çocuk ve bir kız doğmuştur.
Şu bilgili veren F. Babinger diyor:[8]
"O, ciddi ve arkadaşsiz bir çocak olarak tasvir edilir. Gençliğinin ilk devirlerinden itibaren dine karşı ilgi gösteriyordu.
Annesi Dövlet Hatun Türkçemizden başka, Arapça ve Farsça da bilirmiş, siir de yazarmış. Kuran-i Kerimi kendi annesinden öğrenen Safiyüddin genc iken onun izni ile Büzgüş Şirazi ile muşiret ve mübhise etmek arzusu ile Şiraza gitmişse de Şeyh Nacibuddini vefat etmiş bulmuşdur. Şirazda bir kaç kişi o cümleden Sadi Şirazi (1292-1209/ H. 691-616) ile görüşmüşdür. Tezkirelerde onun Sadini sevmediği ve ithaf etdiği şiir kitabını da kabul etmediği konusunda kayıtlar vardır.
Şeyh Safiyüddin dörd yıl Erdebilden uzak, Şirazda ve 17 yıl Lhican da kaldıktan sonra, doğum yeri olan Erdebile dönmüş ve ömrünün sonuna kadar orada yaşamışdır. Madfeni  Erdebilde olan Şeyh Safi, orada bir çok arif ve alim terbiye etmişdir.
Müneccimbaşınin yazdıklarına göre:
 "... Zhid Gilni 700 H. Senelerinde ölünce postunu Safiyüddine vasiyet etti. Safi de irşad mevkiine geçerek kermet ve harikalarıyla şöhret kazandı, ahalinin çoğu ve Cengiz hükümdarlarıyla emirleri kendisine kemal üzere itikat ettiler ve çok kere zulmün önlenmesine engel oldu"[9]
Sefvet-ül safanin yüzlerce hikaye ve menkıbevi rivayetlerinde, Şeyh Safinin Azerbaycan ve Küçük Asiyadan başlayarak, bugünkü Suriye, Hicaz, Basraya yayılmış göçebe ve yerleşik Türk topluluklarına mensup müritlerine önderlik ettiği tasvir edilir. Hatta, Şeyh Safi vaktının coğunu ziyaretine gelen müritlerin arasında ve onlarla söyleşerek geçirirdi. Moğol hanı Olcaytu, başkenti Sultniyeyi kurduktan (1320 yıllarında) sonra Devletin en ileri gelen okumuşlarını ve din adamlarını huzuruna çağırmış, Safinin gelmediğini anlayınca bir adam gönderip çağırttı ise de, Şeyh Safi ihtiyarlığını öne sürerek bu daveti reddetmiştir.
Şeyh Safinin zamanla ünlü ve saygın bir şahsiyet olduğu Moğol lhanlıların veziri ve tarihçisi Reşidüddinin mektuplarında da görülmektedir. Şeyh Safi, lhanlı veziri Reşidüddin ile yakın ilişkiler kurmuş ve Reşiddüdin tarafından saygı, sevgi gösterilmiş, korunmuştur. Kendisini Şeyh Safinin müritlerinden sayan vezir Reşidüddin, Peygamberin doğum gününde, her yıl tekkeye şarap, yağ, hayvan, şeker, bal ve bu gibi armağanlar yollamakta olduğunu bir yazısında anlatmaktadır. Reşidüddin, Erdebil Valisi oğlu Mir Ahmede yolladığı bir mektupta Şeyh Safiye son derece hürmet göstermesini ve sağlığı ile yakından ilgilenmesini de istemektedir.[10] Zamanla, Şeyh Safinin çevresinde toplananlar, ona bağlananlar çoğaldı. Müneccimbaşı bu konuda şunları anlatıyor:[11]
"... Müritleri o kadar çoğaldı ki bir gün Emir Çoban ve Sultan Ebu Said dahi kendisine inabet ve itikat üzere idiler."
Çeşitli kaynaklarda anlatılan bir diğer olay da şöyledir:
"Şeyh Safinin halk üzerindeki etkisi Moğol hükümdarı Emir Çobanın ilgisini çekmiş ve Şeyh Safiyi dergahında ziyaret etmiştir. Şeyh Safi, Emir Çobanın kendisine yaptığı bu ziyareti fırsat bilerek, Moğolların halk üzerindeki baskılarını ona anlatmış ve bunun üzerine de baskılara son verilmiş, halk huzura kavuşmuştur. Böylece de, Şeyh Safi, halkı Moğol zulmünden kurtararak, halk arasında kendisine karşı derin bir saygı, sevgi ve bağlılık duyulmasını sağladı."[12]
Şeyh Safinin ömrünün son yıllarında yandaşları pekçok artmiş aylarca, hatta yıllarca süren yolculuklara katlanan ziyaretçiler Şeyh Safinin Erdebil Tekkesine adeta akın etmişlerdir. Venedikli tarihçi Marin Sanudo da Erdebil dervişleri hakkında, Deyri (Günlükler) adlı eserinde bilgi vermektedir. Erdebil dervişlerinin, büyük ve güzel bir tekkede yattıklarını, daima ibadet ve kanaat içinde yaşadıklarını, yalnız randa değil, bütün Türkiye, Suriye ve Berberistanda da büyük saygı gördüklerini anlatmaktadır.
Netice itibariyle, Şeyh Safi, kurduğu merkeze, bilgisi ve çalışmalarıyla çevresindekileri gönülden bağlamış, büyük etkinliğe ve üne kavuşmuş 1335 (735h) yılında vefat etmiştir. Oğlu Şeyh Sadrüddin Musa, onun Erdebilde defnedildiği derghın avlusunun üzerine, on yılda tamamlanan, mükemmel bir sanat eseri olan bir türbe yaptırmıştır.[13]

Şeyh Safiyüddinin Kişliği

Arapça ve Farsça kaynaklar ve Tezkirelerde, Şeyh Safi pek sayğı ile yad edilir. Örneğin Rıza Kulu Han Hidayet Riyaz-ül Arifin tezkiresinde:
“ . . . otuz seneden fazla talibler irşadı ve hidayeti ile meşğul olmuş ve yüzbin kişiden ziyade terbiye buyurmuş.” [14]
diyor.
ranın çeşitli kesimlerinde yaşayan Safevi tarikatine mensup Türkler, rak ve Anadolu Alevileri, Sultan Şeyh Safiyüddin Erdebilini evliyadan sayır ve onu mürşid-i kamil adlandırırlar.
Şeyh Safinin Kişiliğine olumsuz yanaşanlarda olmuşlar. Bunların daha çılğını Ahmed Kesrevidir. O, Farsça yazdığı "Şeyh Safi ve Soyu" ve "Azeri veya Azerbaycanın Eski Dili " adlı iki kitabını onun kişiliğini teror etme için yazır. Birinci kitabın önsözünde:
“ Ben burada onun: 1- seyyid olmamas, 2- şii olmaması ve sünniliği, 3- Türk olmamas ve Farslığını isbat edeçeğim”[15]
diyor.
Kesrevi bu sözleri yazdığı aynı sahifede:
“Şeyh Safi Azeri idi” diyor ve kendisi farketmeden Fars ile Azeriyi karıştırır. Kesrevi şu eserinde Azerbaycan Türklerini tarih boyunca zorla Türkleşen Acem kökenli Azeriler sayır.
Kesrevi için Şeyh Safinin Seyyidliği ve şiiliği ciddi ve önemli mesele olmasada, Türklüğünü inkar etme çok ciddi bir siyası görev sayılmıştır.

Mezhebi

Kesrevi uydurduğu “Azeri veya Azerbeycanın Eski Dili” adlı teorisini Şeyh Safinin Gilek yarımdilinde yazdığı 17 beyit şiir esasında kurmuştur.
Şu teorinin meydana çıkma olayı da çok interesan ve ilginç bir olaydır. Kesrevi Huzistanda olduğu zaman, Ahvazdaki ngiltere konsulu isteği Üzere şu teoriyi bir makalede açıklamağa çaba gösterir.
ngiltere konsulu yardımı ile Timez gazetesinde neşrolan bu makale 4 dilde yazılan slam Ansiklopedisine de girir. Kesrevi ise ngilterenin iki resmi siyası devlet organı, tarafından ödüllendirilir.
Onun teorisi 1940- 1980 yılları arasında randa Türk dili aleynine örgütlenen siyası ve harbi hareketlere hız ve maşruiyet vermişdir. Türk dili aleyhine çıkanlar onun teorisine dayanarak Türkçeyi randa yasaklamışlar ve okullarda okunmasını engellemişlerdir.
Şeyh Safiyüddinin Şii olmaması iddiası için ise “Sünnilerin hadislerini naklediyor” gibi gülünc deliller getiren Kesrevi aynı kitabın kaç yerinde Şeyh Sadrüddin dilinden “Şeyh – kuddise sirroh- mezhebinden sual edince, biz peyğam berin ahlı beyti mezhebindeyiz dedi” gibi itirafları da kabul etmiyor.
Rıza Nur safavilerin seyyidlikleri konusu ile ilgili diyor:
"Safevi tarikatını kuran büyük babasının soyca mam Musa Kzıma nisbeti ve bu suretle Arap olması lazım ise de bu uydurmadır. Çünkü o vakit bütün Müslüman ülkelerinde, özellikle randa iktidarı ele almak ya da sivrilmek isteyenin mutlaka kendisini ya evldı Resule ya da bir padişah soyuna mensup göstermesi, bu yolda şecereler uydurması adet ve zaruri idi."[16]
Genellikle tarih boyunca safevilerin ve günümüzde dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan safevizadelerin hepsi kendileri seyyidlik, şiilik ve türklüklerine  güvenirler ve bu güvenci açıkca dile getirirler. Şu seyyidlik soyu ile ilgili Abbaslının şu sözlerini dinlemek yerine düşür:
"Kendi soyunu imamlara ve Hz. Muhammede bağlamakta Safevilerin birkaç amacı vardı: 1- Siyasal rakiplerine egemen olmak ve soy bakımından üstünlük sağlamak, 2- Asil- nesep (veya Asil bir soydan gelmek) konusundaki tartışmalara ve kışkırtıcı sataşmalara son vermek, 3- Bu soy üstünlüğünü her alanda yararlar sağlayabilecek şekilde kullanmak."[17]
Herhalda, onun manevi nufuzu kendi zamanında bütün Azerbaycan Türklüğünü etkisi altına almıştır ve Şeyh oğlu Şah smailin zuhuru ile sonuçlanmıştır. ran tarihinde Erdebilli ve Safevi  Türklerinin koydukları en önemli etki tarihin simasını değişmiş ve bölgeyi inanılmaz bir yeni duruma getirmiştir.
 

Eserleri

Şeyh Safinin Türkçe, Arapca ve Farsça yazdığı eserler olmuştur. Bunları bilgimiz kadar böyle sıralaya biliriz:[18]
1. Mesnevi Şerhi. Türkçedir. Bu eserden bir nusha Nacefde Amirelmüminin kütüphanesinde 1099 say ile muhafaza olunur.
2. Fena. Farsçadır. Tahran Üniversitesi Merkez kütüphanesinde bulanan 4209.4 No.lu bir nushasından haberimiz var.
3. Silat-ül Fakih. Arapçadır. Şimdilik hiç bir nusha malumumuz olmamıştır.
4. Tahkikat. Türkçe olmuş ve zannımızca Kara Mecmuanin çeşitli bölümlerine dahil edilmiştır.
5. Tahkikat. Şeyh Safinin Türkçe yazdığı aynı eserin Farsca çevirisi gibi kabul edilir.
6. Gilekce şiirleri. Şeyh Zhid Gilninin torunu olan Şeyh Hüseyin adlı bir zat, yazdığı Silsilet-ün Nasab-i Safaviye kitabında bir neçe Gilekce ve Farsça dörtlük şiirlerini Şeyh safiye mensup edir.[19] Bu şiirlerin Şeyh Safiden olmasına kuşkulananlar da olmuşlar. Örneğin sonralar hemin şiirleri kesinlike Şeyh Safiye mensup eden ve onların esasında uydurma Azeri Dili teorisini kuran Kesrevi Şeyh Safi ve Tebreş adlı eserinde:
 “Bu iddiaların hepsi yalandır!”[20]
diyor.
7. Farsça şiirler. Bir çok Safi tahallüslü şairlerin divanlarına da giren Farsça 3 ğazel ve 4 rubai de Şeyh Safiye bağlanmıştır. Rubailerden biri Safi Şirazi[21] ve başkası Safi Razi[22] adlı şairlerede mensup edilir. Farklı bir beyit ise Riyaz-ul Arifin tezkiresinde yer almıştır.[23]
8.Türkçe şiirler. Tezkirelerde Şeyh Safinin şiir divanından haber verilirsede, bu güne değin konu ile ilgili elimizde tutarlı bir şey yoktur. Sultan Şeyh Safiyüddin Erdebiliye bir saygı simgesi olarak, çok şairler de Safi sözünü kendilerine mahlas seçmışlerdir. Şeyh Safiyüddinin Türkçe şiirleri şu Safilerin davanlarına girmiş ve karışmıştır.
Mesela Şah Abbas medhinde
Müjde ey meyhreler kim gitdi dey geldi bahar,
Qonça geldi gülsitan içre yine bi-ihtiyar,
Matlali kaside yazan Safi Kulu Begin Tahran Melik kütüphanesinde muhafaza edilen 4586 No.lu ve Tahran Üniversitesi Merkez kütüphanesinde muhafaza edilen 2460 No.lu elyazmalarda, Şeyh Safi adına tanınan 11 Türkçe ğazel, kıta ve rübai dahildir.
Bu şiirler arasında:
“Vallahi Billahi” radifli ğazel defalar safevi şairleri tarafından istikbal edilmiştir.
 
9. Kara Mecmua. Teknusha halinde ran slami Meclis kütüphanesinde kayıtlı "Tezkire- i Mecalis- i Şu’ar-yı Rum" adlı eser tarafımızca 1985 yılında neşredildi ve bilim dünyasına tanıttırıldı. O tarihe kadar varlığı araştırmacılara bilinmeyen.[24] 
Tezkire-yi şuar-yi Rum” eserinin yazarı Anadoludan Tebizde Şah Tahmasb sarayına sığınan Ğaribi Menteşaoğlu Kara Mecmuayı “Şeyh Safiyüddin takriri ve Şeyh Sadrüddin tahriri” adlanmıştır. Ğaribi Menteşa oğlu adını çektiğim yegane elyazmasının 53-cu varağında "Hikyet-i Mürsid-i Ulem ve Mürebbiy-ül Fuzal Sultan Şeyh Safiyüddin" başlıklı hıkayesinde, rüyasında Şeyh Safiyüddin ile görüşü onun elinde Kara Mecmuayı görmesi ve onu istemesi sonucunda Şeyhin "Ehl-i Hak’da buhul olmaz. Eğer kabiliyyetin varsa gel bu gazeli tamam sana öğretim. . . "
Cevabını vermesi onun Kara Mecmuanın metnini görmesi zannını güclendirir.
 15- ci yüzyılda ranı gezen Şarden diyor:”Safevi şahları safere çıkınca Kara Mecmuayı açır, öyütlerini okurmuşlardır şu kitap hacimli ve 9000 beyit şiirden ibaretdir. Herbeyitte 50 harf bulunar ve Şeyh Safinin eseridir. Kitabı halkdan gizli tuturlar.”[25]
Minoreskinin Siyer-üs Safiye adlandırdığı kitap ise çok ihtimal ki şu Kara Mecmua olmalıdır.  O, “Afzal-ül Tavrih” te keydedilen “Makalat ve Makamat-ı Şeyh Safi”ni hemin kitap sayır.[26]
Konu ile ilgili araştırma yapanlar, Şeyh Safinin Kara Mecmua adında bir eserinin olduğunu ardı ardınca vurğulamışlardır.[27] 
Bence Elbuyuruk, Kılavuz-us Safi, Tezkire-yi Şeyh Safi, Kelimt-i Şeyh Safi, Menakib-i Şeyh Safi, Siyer-üs Safi, Risaletü Şeyh Safiyüddin vs. Adlar ile tanınan kitaplar, Kara Mecmuanın bülümleri olsun gerek.
Herhalda, Kara Mecmua Şeyh Safiyüddinin oğlu Şeyh Sadraddin ve müridleri tarafından toplanan onun kısa sözleri, öyütleri, şiirleri vs. – ni ihtiva etmektedir.
Türk tarikat edebiyatında, Farsça ve Arapçada olduğu gibi, insanların tarikat liderlerinin düşüncelerini iyi anlaya bilmeleri için onların tutum, davranış ve sözlerini mensupları “menakıp” veya başka adlar ile yazıyorlarmış.
Orneğin Farsçada Abu Said Abulhayr için onun torunu Cemleddin Abu Ruh Lutfullah bn-i Abusaidin yazdığı “Hlt ve Kelemt-i Abu Said” dışında Muhammad bn-i Münevver “Esrar-it Tevhid” adlı menakıp kitapı yazmıştır.
Türkçemizde tarikat edebiyatı havzasında genellikle “Sözlü Kültür” yaşaması ile beraber geniş ve zengin “yazılı kültür”de yaşanmıştır. Yasevilik, Nakşbendilik, Kadirilik, Safevilik, Bektaşilik ve Alevilik gibi bütün Sufi oluşumların sözlü kültür yanında önemli yazılı kültürleri vardır.
Kara Mecmua Safavi tarikatının yazılı kültürü havzasına girmektetir.
Şarden, Safevi şahlarının safere çıktıkları zaman Kara Mecmuaya başvurmalarını kaydedir.[28]
Minoreski ise Kara Mecmuayı tanıtınca, "muhtevası Şeyh Sasfiyüddinin menakıbı olmalıdır" diyor.[29]
Kara Mecmua kaybolmuş ve tam metni elimize ulaşmamıştır. Bu söz doğru, fakat elimizde olan Şeyh Safiyüddine ait risaleler, onun menakip ve öyütlerini ihtiva eden kitaplar bu önemli eserin kalıntıları olabilir bence.
Şeyh Safiyüddin tarafından Kara Mecmua adlı bir eserin yaranması kuşkusuzdur. Onun kendi kalemindan sızan nushanın ne olduğu bize malum değildir. Ondan hiç bir iz toz yoktur. Abu Necib Sohrverdinin db-ul Mürideyn eseri gibi izi tozu tarihten silinmiştir. Fakat “Fusus-ul Adab” ve “Evrad-ul Ahbab” gibi kitaplarda adı geçir. Günümüze değin Adab-ul Mürid adı ile tanınan kitapların hiç birisi onun kaleminden sızan ve Kerbelayi Tabrizini “Tam tarikat sahipleri ona baş vururdurlar”[30] cümlesi ile vasıflandırdiğ, db-ul Mürid değildir.
Bu güne gibi Kara Mecmua adı ile tanınan ve Şeyh Safiyüddin Erdebiliye mensup edilen küçük risaleler de aynı haldadır.
şbu ufacık rislelerde, Sultan Şeyh Safi ile Şeyh Sadrüddin arasındakı sorulu cevaplı bölümler, hikayeler ve rivayetler, Hazret-i Peyğamber ve mam Alinin sözlerinin yanı sıra ayetler ve hadisler yer almaktadır.
Safavi tarikati mensupları, Kara Mecmua geleneğini sürdürdüklerini, talipleri ile olan ilişkilerini ve bu ilişkilerin sürekliliğini çeşitli manzum ve mansur eserler ile sağlamaktadırlar. Günümüzde Tahranın yakınında Vermin kasabasına bağlı Üç Safevi köyü bulunmaktadır. Kendilerini bilinmeyen yüzyılda Erdebilden Acem mülküne sürüldüklerini zikreden safiye tayfaları ellerinde olan kutsal şiir ve menakıplarına Kara Mecmua adı vermektedirler. Onlar bazı hikayeler, şiirler ve kısa sözleri de sözlü kültür olarak "Esrr-i Megu" diye yazıya almadan gizli tutmaktadırlar.

Tarafımızdan Toplanan Kara Mecmua

Bu yazıyı yazan 2000 yılında Tahranda Kara Mecmua adlı biy kitap yayınlamış bulunmaktayım.[31] Şu kitabı ben toplayır bir araya getirmişim elbette. Şeh Safiyüddin adına yukarıda zikredilen Kara Mecmua değildir tabii. Fakat bir benzeyiş gibi ve kaybolmuş Kara Mecmuayı anma kasdı ile, şu işe el atmışım. Tertip ettiğim Kara Mecmuanın bölümleri aşağıdakilerden ibaretdir:

1. Şeyh Safinin Türkçe Şiirleri

Şu bölümde yukarıda adlarını çektiğim Tahran Melik kütüphanesi 4586 No.lu ve Tahran Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 2460 No.lu elyazmalarında olan Safi mahlaslı 21 Parça şiirleri nakletmişim. şbu şiirlerin dili Eski Anadolu Türkçesine benzer akıcı ve güzel şive ile yazılmıştır. Şiirlerde "Ağaçların sarmaşması, güvercin yollamak, kucumak, od tullamak, kan kaynamak vs." Gibi güzel tabirler vardır. Şiirlerde giden üç atsözüde ilginçdir:
- Deniz murdar olmaz it su içmeğinden.
- Ağır karalı karvan sövt-i ceres neyler?
- şıksız serve okşarlar vefasız serv kametler.
Şiirlerde "ma’ni çağıran er, Aşk zenciri, Hak yadı" gibi tasavvufi terminler de vardır. Bu şiirlerin safevi eğemenliği döneminde Şeyh Safi adına müritleri tarafından yazılma ihtimalinide, redetmiyorum. Örnek:
 
KƏLTUR
Qılınc baği dutubdur gözlərim, saqi, kədu kəltur,
Vurubdur təpəməcən xüm qanından bir səbu kəltur.
…. Lalə dodaqlar sinəmdə açılmış,
Gözüm qanını olmaz bağlamaq camı dolu kəltur.
 
AĞLARLAR
Ağaclar sarmaşıb qəddindən ayrı zar ağlarlar,
Sızıldarlar pərirulər kimi təkrar ağlarlar.
 
SEVŞMƏKLƏR
Göyərçin yolladım, yazdım sənə səndən şikayətlər,
Qolunda ol qanadlardır başı bağlı kitabətlər.
Unudma aşiqi, namehriban olma, mənim canım,
şıqsız sərvə oxşarlar vəfasız sərvqamətlər.
Səni tanrı, necə səndən şikayət etməyim axır,
Hanı ol nazlı baxmaqlar, hanı gizlin işarətlər.
Hanı zalim, hanı gözüm, hanı kafir, hanı canım?
Sevişməklər, barışmaqlar, təpişməklər, qucuşmaqlar!
 
NEYLƏR
Olan həqq yadı birlə qayğısız divanə, kəs neylər,
Qılınc əlində mə’ni çağıran ər, dadrəs neylər.
Sınıq könlüm nəva dutmazsa, əskim fövcü kəsilməz,
Böylə ağır qaralı karvan sövti-cərəs neylər.
Çəkən köksün şikafından mənim bidərd könlümni,
Bu qanlı bəhr qarşısında zəngi var, səs neylər.
Dəniz mudrar olmaz it su içmağından, ey arif,
Həqiqət anlıyan arı könüllərdə həvəs neylər.
این مطلب توسط موسی اصلانی بررسی شده است. تاریخ تایید: ۹۲/۰۷/۱۱ - ۱۴:۴۹
اشتراک گذاری: تلگرام فیسبوک تویتر
برچسب ها:

1
1


لوگین شوید تا بتوانید نظر درج کنید. اگر ثبت نام نکرده اید. ثبت نام کنید تا بتوانید لوگین شوید و علاوه بر آن شما نیز بتوانید مطالب خودتان را در سایت قرار دهید.
فراموش کردم
تبلیغات
کاربران آنلاین (0)